'cul-sal' arÅŸivi
eÄŸer kendi hayatıma yabancılaÅŸtığım anlarda, varlığımın hayatımla bağını düşünmeye baÅŸlıyor ve böylelikle kendime yakınlaşıyorsam; kendime yabancılaÅŸtığımı sandığım anlarda kendime aslında yaklaşıyorumdur belki de. varlığımla ilgili bir konunun geliÅŸimine müdahale edemediÄŸim anlarda mesela, yaÅŸadığım ÅŸeyin kendi hayatım olduÄŸundan şüphe eder bir ruh haline girmem yetmiyormuÅŸ gibi, hayatın bambaÅŸka bir ÅŸey olması gerektiÄŸini düşünmekten de geri kalmıyorum. mesela şöyle: “ÅŸimdi hayat da kesin baÅŸka bir ÅŸeydir!”
bi’ de mesela ÅŸimdi de hayatıma yabancılaÅŸmamın, kendime yakınlaÅŸmama bir yardımı dokunuyorsa; kendime yabancılaÅŸmamın da hayatıma yakınlaÅŸmama faydası dokunuyordur, iyi mi? “neden, niçin, bu ne?” filan derken bakarsın, var olmayan bir ÅŸey de birden var olabilir ve onu da ben bulmuÅŸumdur mesela allah bilir.
sonra mesela o bulduğum şeyle oyalanabilirim bir süre, ya da günlerce. hatta herkes oyalanabilir.

hayat kötü bi’ alışkanlık gibi çünkü idame ettirebilmek için durmaksızın bir ÅŸeylere deÄŸiÅŸik miktarlarda bir takım dünyevi bedeller ödemek zorundasın. komik. bağımlılık sanki ve yemin ederim bu hiç hoÅŸuma gitmiyor. aklıma geldikçe ruhum daralıyor ve ben iÅŸte sırf bu nedenden dolayı kendi halimde yaşıyorum; boÅŸ zamanlarımı düşünerek, severek, hissederek, hayal kurarak ve uyuyarak deÄŸerlendiriyorum. o zaman dozaj kıvamını aÅŸmıyor, haha. bazı ÅŸeyler kendiliÄŸinden olsun, kendiliÄŸinden gelsin, kendiliÄŸinden gitsin; ben olduÄŸum yerde kalayım… olmaz mı sence?
:::)

hayat ve ben bu aralar bir ÅŸeyleri beklemekle fazlaca meÅŸgulüz; yapabildiÄŸimiz yegane ÅŸey, gözlerimizi kırpıştırarak bakışmak. olsun… hayatın oldukça güzel gözleri ve sakin bakışları var.

geleceğe yaklaşmak ve geçmişten uzaklaşmak diye bir şeyler düşündüm. evet.
eve bir an önce ulaşmak istediğim zamanlarda, evde olacağım o gelecekteki anı, beklenenden daha yakın bir zamana çekebilmek için, ev ile arama giren o edepsiz yolda bir otomobil gibi süratli yürüyebiliyorum mesela. o andan çalarak ve geleceğe yakınlaşarak da geçmişi ertelemiş, değiştirmiş oluyorum. geçmiş zamanda ben yolda normal insan adımları ile yürüyor olmam gerekirken, evde sevgilimle mrrrlıyor, mivliyor oluyorum. tabii ki bu, geçmişten de beklenenden daha çabuk uzaklaştım demek oluyor bence. sonra da şimdiki anı da uzatmış oluyorum otomatikman, vaay.
hayır, buna “çağın vebası”, “koÅŸuÅŸturmaca” ya da “ay ay ay” da diyemeyiz. “hayat biraz böyle” diyebiliriz belki, “aferin, çok güzel düşünmüşsün” diyebiliriz, “otur cul, sıfır” diyebiliriz, “aÅŸk, meÅŸk, mutluluk” diyebiliriz. yine de siz bilirsiniz. :::)
–kedi koÅŸması, izmir, muallak zaman

“kendini fazla önemsiyorsun” dedi. tabii ki önemsiyorum! çünkü önemliyim. çünkü alemlere kafamın içinden bakıyorum, “kendi” kafamın içinden. kendim olmak, ben olmak; benim için çoÄŸu zaman böyle bir ÅŸey. ancak kendim olmaktan kopup, bir hiç ya da her ÅŸey olduÄŸumda, kendimi daha az önemli hissedebilirim ama asla bir “hiç” olamam. ben… benim kendimce, mini-minnacık da olsa bir misyonum var ey insanoÄŸlu. hıh.

çevremizde olup bitenin zamanla sıradanlaşması, onların üzerimizdeki uyarıcı etkilerini de azaltıp, dikkatimizi çekemez hale gelmelerine neden oluyor.
zekayı zinde tutmak için yapılması gerekenlerin maddelendiÄŸi bir yazı okumuÅŸtum ve kayda deÄŸer bulduÄŸum tek madde “sürekli aynı yolu kullanmayın. mesela iÅŸe hergün aynı yoldan gitmeyin, arada yolunuzu deÄŸiÅŸtirin” gibi bir madde olmuÅŸtu çünkü ben iÅŸ ile ev arasında sürekli aynı yolu kullanıyorum, adım adım…
doÄŸru; kimilerimiz hergün yanından geçtiÄŸi muhteÅŸem yasemenlerin ne büyülü masumiyetini, ne de -tüm bu masumiyete tezat- kışkırtıcı kokusunu farkedebiliyor. ama ben hala aynı yolu kullanıyorum. çünküüü zekamınnn, efendime söyliim, bu hali ile de bana yeterli olduÄŸunu düşünüyorum, haha… ö-hö, ehm; çünkü -hım hım hım, “gerçek çünkü” bu- biliyorum ki her an herhangi bir köşeden önüme gıcırdayan bir kedi; yuvarlanırcasına, düğüm olurcasına kuyruk sallayan bir köpek fırlayabilir. bir banka doÄŸru bakışlarımı çevirdiÄŸimde, monalizalaÅŸmış bir dede ile gözgöze gelebilirim. bir kedi, köpek ya da çocuk güruhu tarafından takip edilmeye baÅŸlayabilirim ansızın. muzip bir klima burnuma bir damla su damlatabilir. bir karga “gak!” diyebilir. cul, dil çıkarabilir. olur… oluyor böyle ÅŸeyler. öyle…

her insanın eşi bulunmaz bir yaratık olduğunu bildiğim gibi, hepsinin de kendine ait eşşiz bir dünyada yaşamakta olduğunu da çok iyi biliyorum.
iki cinsiyet arasında kocaman uçurumların olduğunu da biliyorum.
ama bazı detaylar var ki, tüm bu uçurumlar bile beynimi bu minicik detaylar kadar yormuyor.
sevgilim! bana, erkek dünyası hakkında sırlar vermekten lütfen vazgeç! çünkü aşktan zevk almaya devam edebilmek istiyorum.

evinizi paylaştığınız herhangi bir kedi, sabah kahvaltılarınızı çıplak yapıp yapmadığınızı umursamaz. kahvaltı masasına çıplaklığınızın neden olduğu gururun suratınıza yerleştirdiği o mağrur gülümseme ile oturduğunuzda, o; kucağınıza atlayıp, tabağınızdaki salamın ne kadar da lezzetli olabileceğini düşünecektir ve o an için dünya ona göre bir dilim salamdan ibarettir; salammmmrrrr.
“biraz daha uyuyabilirim uyanması” ile güne baÅŸladığım çoÄŸu sabah, tuvalete kedimle beraber giriyoruz. ben klozete oturur oturmaz (çok pornografik bi’ blog burası, bak uyarmadı demeyin sonra), “hop! mrrr…” o da kucağıma atlıyor ve o andan itibaren oturduÄŸum klozetin bi’ anda kleopatra’nın tahtına dönüştüğünü söylesem? beni ve kedimi gözünüzde, tam da benim sizden canlandırmanızı istediÄŸim ÅŸekilde canlandırabilir misiniz? olmuyorsa zorlamamalı, haha (yok daha neler). sonra beraberce lavaboya gidiyoruz; ben yüzümü yıkarken, o da çeÅŸmeden su içiyor. ne güzel yaa.
ÅŸu anda ben bu yazıyı yazarken, beni biri izleyecek olsa, büyük bi’ olasılıkla çok ciddi iÅŸler peÅŸinde olduÄŸumu düşünürdü. ama ne? zaten ciddi bi’ takım iÅŸler peÅŸindeyim, bakın konuyu nereye baÄŸlayacağım ÅŸimdi: biz insanlar, diyorum… keÅŸke bazen hayata ve çevremizde olan bitene hayvanların baktığı gözle bakabilsek.
miv!

kapıdan çıkar çıkmaz genellikle ilk gördüğüm ÅŸey, suratında garip bir gülümseme ile bana bakan o ayakkabı boyacısı oluyor. bi’ keresinde onun bu gülümsemesi, benim onun gizli bir uzaylı ajan olduÄŸuna inanmama neden olmuÅŸtu. artık o kapıdan dışarı çıkarken boyacı abiye kaçamak bir bakış atarak attığım bir adımla, baÅŸka bir boyuta da adım atmış oluyorum. eminim bunun o da farkında.
dikkatli olmalıyız; izleniyoruz.
*UFO’nun baÅŸlıkta görülen açılımı, Üstad Wrzl‘ye aittir. :::)

çevreme bakmak aklıma geldiÄŸinde, kalbim hala kendi içine doÄŸru katlanmaya çalışıyor gibiydi. gençler… çokkk tatlıydılar yemin ederim; yasemen kokulu papatyalar gibi, çimlerde sereserpe. içimden “iÅŸte ‘insan’, bu. insan güzel…” diye tekrarlarken, kalbim tek sıçrayışta denize balıklama dalmış ama ben farkedememiÅŸim. iceteamden minik bir yudum aldım ve “lan,” dedim, “mutluluktan oluyo bunlar hep, korkmasana”…














